25 Nisan 2010 Pazar

TERSKÖŞE YAZARI (DIRI DI DIT DIRIII,,,)

nefret e(K)-mek e-de-bil-mek kederlenebilmek gelebilmek gidebilmek hecelenmek ebelenmek debelenmek ve başkaları ve için ve çalışmak biten hayat su kuruyor avcumda bir ıslak bir nefes kelebeklenmek gece vakti ötüş mesai saatleri sersem sevgi ber-duş sinemasal aykırı ve farkında dalgın bazen boş bulunmak kasalarda banka nakit bir hırsızlık olayından şüphelenmenin beraberinde getirdiği dalgınlık kum saati tatili yok kimsesizliğin bir trt klasiği masal saati romantizmin cihan hakimiyeti eski bir yüzyıl özlemi dünyanın en güzel rejimini boz-yap tu-tu-tu kırk bir çeşit turşu bir kavanozda zalim bir kırbaç şaklasın dıgıdık kehribar muşambalarda yan yan yatan sansar derisi bir kot pantolon yıkanır durur şimdi gece bekçisi gölgeli bir dirayet örneği fotokopisi lazımmış bir ayakkabı boyacısına ya rahmetli olmuş muhtar sessiz bir öğleden öncesi terziyle tavladan bozma bir can sıkıntısına zar atarken gelip geçen bir kalp krizine denk gelivermiş sevdalı garip fırsat bu fırsat oturanlar başlamasın mı kiracı başlarına bir erken seçim telaşına uğursuz bir titrek kıskacında kurulmuş yengecimsi ne varsa paldır küldür kim ikileme kim yansıma anlaşılmayagür medet ya drogba keserler internetimizi vallaha bu kupon da yatarsa pisboğaz bir zil zurnalığa vurgun yemiş yemiş doymamış bir devasa rüyada sallanan bayrak göz yaşartıcı bilyeden sızan ışık gözbebeğime masal saati geldi çattı bak ne çok anlam varmış gündelik hayatta pek sık kullanmadığımız nemli bir ıska sıska ve uzun uzadıya @ götmail.com.,.,.,.,.,.,.,.,.,.,.,.,.,.,.,.,,,,,,,

20 Nisan 2010 Salı

MIŞıl MIŞıl uykular

Ve itirafların zamanı gelmiş… İtiraf eden hiç olmamış! Bunca yıldır yapılan araştırmalar yetersiz kalmış, kimse kimsenin beynini okuyamazmış. Nedeni yokmuş bazen bir şeylerin zaten her şey bir varmış bir yokmuş… Günlerden Perşembe iken en büyük kararlar verilirmiş herkes o günü cumartesi sanarken. Belediye otobüs firmasında seyahat eden yolcular yolculukları uzunluğunda hayaller kurup evlerine döndüklerinde unuturlarmış. Unutkanlık her şeyin başı ve sonu olmuş – insanlık en çok bu yalana inanmış-. Kimse kimsenin boğazını sıkmazken herkes kendi boynuna ellerini dolamış, herkes morken kimse ölmezmiş. Beklememek için saatlerini bir saat ileri alan olmuş, kimliği belirsiz hırsızlar saatlerden o bir saati çalıp kendilerine gün kurmuş. Anlatım savaşı yapılmış alta kalanın canı çıkmış üstte kalanlar can çıkarmış. İnanmak isteyen bir kuş uçtuğuna bile inanamayıp çakılıp ölmüş, kuşlar fazla sorguladı diye açıklama yapmış. Demir çubuklar örgütlenmiş parmaklık olmuş. İnsan yanılmaz yanılsamalaştırılırmış bunu diyen bir erik ağacının altına gömülmüş. Mış’lı miş’li cümleler kurulmuş, rivayet demişler; gerçek olMUŞ!

t-u-z

Apartmanın önüne geliyorum.
Çecuk sesleri ve ağlama zırıltıları arasında kendime en makamsal sessizliği seçip yokuş yukarı çıkmaya başlıyorum.O an yokuş tırmamaktan garip bi haz aldığımı farkediyorum. Sevim Hanım dedikodularından öte 'mekan'sal olarak içeriden gelen bir ses dikkatimi çekiyo.. Yaşlı,yorgun,bilge bir ses ''Yıldız Böcüüü gibi ışılayaraktan gelen biri var. Öz olmaya bu? ''
Ananem.70 küsür yaşında. Küsür diyorum çünkü kaç yaşında olduğunu net olarak bilmiyorum.
Camla perdenin arasından bi kafa bana doğru uzanıyor. Küçük bi kahkaha sesiyle benim ''öz'' olduğuma kanaat getiriliyor.
Şımarık bi gülümseme uyduruveriyorum oracıkta yüzüme.
Apartmanın kapısı dııızt sesiyle işe yaramayan bir otomatik mekanizma sayesinde açıldığını sanıyor. Halbise küçük bi diz darbesiyle o dızzt sesi duyulmadan açmıştım kapıyı...
Şimdi az önce,bir kaç düş öncesinde,ses öncesinde;
Düşümde gördüğüm insanlarla karşılaştım kapıda..
Ve belkide son görüşümdü onları..
Her neyse..
Kendimi de görüyorum arasıra. Olağan şüpheli düşünceler içinde,ferforje demirlerin arasında bi örümcek ağı gibi sallanıyorum.
Arsız,Yüzsüz,Terbiyesiz bi insan gibi..
Neyseki Sevimli.
Keşmekeşi beden değil, ruh yaratmalı halbise..

19 Nisan 2010 Pazartesi

UNUTUŞ ve YOKOLUŞUN HİKÂYESİ

Kağıt yazısını kaybeder,
Silgi kaybeder kendisini.

16 Nisan 2010 Cuma

DON'T HURRY BE SORRY:DİZİ İZLER GİBİ İZLİYORUZ ANAHABER BÜLTENLERİNİ

Havada asılı kalmış gibiyiz sanki.Paraşütçüler gibi el ele tutuşup geçici daireler oluşturuyor,sonra ayrılıp savruluyoruz.Sürekli düşüyoruz sanki.Aşağıyı göremiyoruz,yukarıya bakamıyoruz ama öyle yavaş düşüyoruz ki farketmiyoruz düştüğümüzü ya da öyle hızlı düşüyoruz ki farketmiyoruz düştüğümüzü.Zaman duruyor belki.Kurtuluş Parkı'na kar yağıyor.Çoktan dökülmüş yapraklar çürüyor karın altında ve kabuk düşünce derisi yeniliyor kendini dünyanın.Hayır zamanın durduğu falan yok. Ne zaman bir fikir düşse aklıma,ne zaman kovalasam o fikri;saçmalığa çıkıyor bin umutla üstünde koştuğum yol.Bazı şeyleri anlamak istemezdim.Bazı şeyleri unutmayı,bazı şeyleriyse hiç yaşamamış olmayı isterdim.Ama istemek yetmiyor değiştirmeye işte.Pozitif düşünce işe yaramıyor.Onunla aptalları avutuyorlar.İnanmayın;alçakça yalan söylüyorlar.Öyle kitaplar yazıp satacaklarına pozitif düşünüp kazansınlar parayı.
Bir de utanmadan televizyona çıkıyorlar.Televizyon ne garip.Büyülü sanki.Büyülü ve korkunç.Her şey orada olup bitiyor.Birileri tetiği çekiyor,birileri ölüyor,biz seyrediyoruz.Sanki biri elimizi kolumuzu bağlamış gibi.Artık sadece söyleniyoruz.Homurdanıyoruz sadece.İsyanımız bir dakika bile sürmüyor.Sanki araya bir cam parçası girince yaşananlar gerçek olmaktan çıkıyor.Her şey bir GÖSTERİye dönüşüyor.Demek insan bu sayede hep seyirci kalabiliyor.

14 Nisan 2010 Çarşamba

LAF SALATASI Dr. EROS BEY'in ÖĞLE YEMEĞİ TRİBİDİR

1.
Hayvana benzemez leşim!
ölüm;
ne estetik bir kedi bedeninde.
alabildiğine sert,
görebilene ince.
ölüm tuhaf,
çürümek ise
kulağa ne hoş gelir şiire girince.
çatlağı bol,
yıkıldı yıkılacak duvar
makbuldür objektife.
ağacın yaşlısı,
mezarın toplusu gerek bilime.
ruh ne zaman üflenir bebeğe?
neyi arıyoruz bil!
''güzel''i
ölümde,çöküşte,
bitmekte bile
2.
sokağın karanlığı
titretir mürekkebi.
dürter romancıyı
yolların tenhası.
şehrin
terkedilmişi cezbeder yönetmeni.
aşkın acısı,hürriyetin bedeli ağır olanı
yazdırır şaire kendini.

bu kimin dramı?
bu ne melankoli?

art comedie
hayat trajedi...

13 Nisan 2010 Salı

1,2,3,TIP (VAROŞ'tan)

1.
-Aaannneee
-ne var len? ne böörüyon azgın it gibi?
-bi su at ta içek kıı
-viyh pok içesice sabahtan akşama tepin top peşinde
-hadi kıı çok susaştım valla
-al gözü çıkasıcaa
(Üçüncü katın penceresinden büyük bir hızla düşen şişe,toza saplanıp kaldı.Çalkalandı su köpük köpük,bir eniğin gözleri gibi...)

2.
Pat küt sesleri gördüm ilkin.Sonra duydum havaya kaldırılan yumrukları.Yüzümde duydum kan lekelerini,kemik çatırtılarını kokladım girişilen kavganın gürültüsünde.Duyularım girdi birbirine.Duyularım kavga etti algılamak için kavgayı.Niye mi?Dövüşenlerden biri kardeşimdi.Alt üst oldu dünyam.İki kişinin arasına dalmış,birinin dişini kırıp diğerinin kaşını yarmıştı.Sol yanağında üç hırpani tırnak izi vardı.Onu kavganın kucağından kaldırdığımda kelimeler girdi aramıza:
-mıstava naaptın len olim
-abi ilk onlar daglaştı
-gız meselesi mi len gözü körolmayasıca?deyer mi olim bi gıçı gırık için?yakışık alır mı sizin gibi goçyiğit delikanlılar?
-ikiye bir geldiler abi.delikanlı deyil onlar. erkek bilem deyil
-len ben diyom Ankaraaa sen diyon kıçım kara.töbe estaafurullah.künaha girdim akşam vakti.yürü len eve babam kulaklarını kopara da aklın başına kelir.
-anamı karıştırmayacaklardı abi.dil uzatmayacaklardı ölmüş kadının arkasından.
(Yutkundu Mustafa.)
-len mıstava?çok acıyo mu len?
(Kardeş işte!Yürek dayanmıyor ki...)

3.
-la geçen otobüste bi hatun gördüm Allahıma kitabıma taş.baktım beni kesiyo inceden.gittim yanına oturdum;
-dersanedeki kız nooldu la adı neydi?
-merve mi?
-yok la öbürküsü seçkin miydi neydi
-heeee seçil i diyon sen.o defter çoktan kapandı olim.
-ne çabuk amına koyum.sen de amma susak ağızlısın la
-la geldik saten Tışkapı'ya.tüümeye bas ta inek.yaarin anlatırım.arkası yaarin olim hehehe
-siktir la göt hayatı yalan puştun...

TIP.
Bir türlü alamıyorduk gözlerimizi pazar yerinin duvarına kırmızı boyayla yazılmış harflerin dışavurduğu natüralizmden:(aramasın seven gözler/o şimdi asker).Geveze bir suskunluk geçti aramızdan.Oysa lokantadaki diğer masalarda suskun gevezelikler sürüp gitmekteydi.
''Yeter!'' dedi.İrkildim.''Artık karıştırma.Şeker bile atmadın zaten.''

Umut K. varoş'tan bildirdi...