Elleri aldın attın çöpe
Biriktirirdin kupon gibi
Avlu önünde içerdin sigaranı sanki eski bir kadınmışın gibi
Giyinirdin geceleri kocana dantellileri
Hoşlanmazdı balıkçı Salih kalabalık hisseder kıskanır ses etmesede
Ece koydurtmamıştı adını ilk kızının şimdi suç Salih’te mi sen de mi
Salih balık kokmazdı balıkçılığına inat
Sevmezdin onun kabullenmiş gibi kokmasını suçlu hisseder kimi zaman
Biraz gariptir balıkçının karısının sevgisi
Akşamları sorar Salih’e bugün dalgalar yüksek miydi diye
Bilirdi Salih yüksek deyince ne mutlu olacağını
Karısı bir pişman bir özlem ikileminde
Adı Su’ydu
Buna sebep mi sevmişti Salih onu
Durgunlaşmıştı Su Salihle beraber
Korkardı balıkçı karısından kaç defa balık yerine karısını çıkardığından denizden
Odun kokardı evleri çiçek istemezdi Salih evde
Ne yapacağını bilmezdi Salih karısıyla kaç kadın tanımıştı içinde
Su’yun hayali bir şelaleden atlamaktı bir zamanlar
Şimdi kendini dugun bir nehirde bulmuştu
Hangsiydi intiharı onun
Bilirdi balıkçının karısı intihar değildi onun sonu
O bir okyanusta seçmişti Salih’i
Ama okyanusu terk edememişti..
27 Mart 2011 Pazar
BİR SAHİL BALIKÇISININ KARISINA
Gönderen nar zaman: 14:48 0 yorum
Etiketler: Sedef Erkmen
DAĞI(TI)LMIŞ ROLLER
Çocukluğumdan anılarımdan bahsetmek istiyorum, bahçemizde olmayan çiçeklerden değil yaşanmış kokusu olan bir nergis..
Kim bilebilir bu kadar özlem evrenin nerelerine yer ediyor uzaktan bir güneş yolluyorum bu sefer üşümeyi göze alıp. Hani evren geri yollardı?
Dişlerim kırılıyor bu yeni bir hastalık mı, bilmiyorum ben bu hastalığı korkmuyorum gibi yapıp koşuyorum, nefesim kesiliyor ciğerimde katran değil rengarenk kokular saklı bilmiyorlar çalıyorum, kimin hayatından?
Bana tek bir güzel söz söyleyen binlercesini hayal ediyorum özgürüm, özgür değisin benim kadar gelemem yanına, gelmezsin yanıma..
Ben balıkçının karısının hikayesini anlattım, bir hikayeyi anlatmak sonlardırmak değil midir ama Su hala akıyor, nereye?
Nasıl anlattığın değil de benim nasıl anladığım önemliyse derin bir suskunluk saklı tüm kelimelerin altında anlatanın bile bi haber olduğu, boş oda sayısı 5 mi 6 mı?
Şimdi ben kendi varlığımdan şüphe etmek istemezken bunu kanıtlamaya bi o kadar karşı, evreka mı demeliyim iyi ama neden, bu bir şey değiştirmez ki..boşlukta ki bir kelimeyi bulmak, boşlukta ki bir kelimeyi bulmaktan başka bir şey değildir her zaman. Bu bir şeyi değiştirmez ki..
Müphemlik!
Gönderen nar zaman: 14:10 0 yorum
Etiketler: Sedef Erkmen
18 Şubat 2011 Cuma
UÇURDUM KUŞLARIMI KUŞSUZUM EMİN OLAMADAN KUŞKUSUZUM
sırtımı kaşır mısın sevgilim?
kanattı dikenler bedenimi
ben gece gece
yana yakıla ben
parmaklarını ararım
sararır solarım çiçek gibi
ve çocuk gibi ağlarım ilgisiz
kalınca kararınca
bezginliğimbastırıruykumu
tulumum unutulur gece gece
sırtında durur Lorca'nın
"birleşirsen benimle
yarı'm olacaksın korkarım
ve güzelim
bakmazsan gözlerime
sanırım kör olacağım
bebek değilim ben yeniden
büyüyemem"
saçımı tarar mısın sevgilim?
kapattı dükkanlar bedenimi
beden değiştirip gece
gece ben
ben gece
düşerim kabus gibi zihnine
ve sabah
saat gibi çalarım
bilenince kanla bileklerim
bilinmez şiirler yazarım
bilimseldir sanatım
kişiselken aşklarım
yanarım
sen odun gibi yanarsın
ben yürek gibi
yanarım
gece çok geç sevgilim
bu sabah yanında olmalıyım
"çekilmezsen yolumdan
yolum olacaksın korkarım
ve güzelim
kuş değil insanım ben
yolumun üstüne basmadan
yürüyemem"
Bazen Alman,biraz Fransız şair Umut K. varoşa bakmak istemiyor artık!
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 10:31 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
4 Şubat 2011 Cuma
ATLASIN YERİ HİÇ BELLİ OLMADI
Bizim öyle bir evimiz vardı ki biz hiç gitmedik oraya önünde hep fotoğraf çektirirdik, kış bahçesinde çay içmelerimizi düşler, en çokta sigralar tüttürürdük. Birilerinin masal anlatmasını bekledik içinde hep, sabahları tost yemeği öğlenleri kahve içip fal bakmayı istedik. Sonra akşam olsun da misafirler gelsin istedik misafirleri hiç sevmememize rağmen. Bizim öyle bir evimiz vardı ki satılık ilanları astık üstüne bir süre alan olmadı ilgilenende eski püskü sandılar kimse içinde bir sandık olan evi istemezdi. Sandıklar ki, geçmişi yükler annelere annanelere ait parmak sızılarının izleridir içlerinde gül kokulu tespihler vardır kenarı oyalı yazmalara sinmiş. Bizim evimizde mektuplar vardı sandılar sevgililere yazılmış uzun uzun, birkaç telgraf belki ani haberleri veren ölüm gibi. Biz evimizin panjurlarını hiç boyamadık birimizin düşü eksik kalmasın diye göremedi alıcılar sıvası düşmüş sandılar. Balkonundaki sarkaçtan kim düştü diye sordular oysa ne çok menekşeler dikmiştik mor mor vücudumuzda ki yaralar sandılar. Bizim öyle bir evimiz vardı ki yakınına tren yolları yaptık birbirimize el sallamak için, medillerimiz işliydi güzel şapkalarımız yoktu eldivenlerimiz toprak kokuyordu. Kenarında bir köprü olsun istedik üstünde hayaller kuralım diye, geçip gidebilelim karşı kıyıya, bakım yapmayalım bir gün yıkılsın diye. Kiralamayı hiç istemedik başka hikayeler yazılmasın diye satıp köprüde beklemeyi kimimiz trenlere binip gitmeyi en çokta karşı kıyıya geçmeyi istedik, alan olmadı bahçemizde ölüler gömülü sandılar!
Gönderen nar zaman: 08:51 0 yorum
Etiketler: Sedef Erkmen
1 Şubat 2011 Salı
Gelmeyeceğim Bekle Beni
ve bir kadın akşamı siler yuvasının camlarından/el sallar gibi.hikayeler "ve" ile başlamaz mevcut değilse evvelleri.evvel zaman içinde yoktuk ki biz anlatalım eski hikayeleri.tutunmuşuz bir "şimdi"ye,sallanıyoruz ileri-geri.yaşamlarımıza değen çocuk avuçları karardı,bak.ben sana bir şarkı söyledim,sen bana bir aşk doğurdun.ben baban değildim ama sen hep çocuktun.güzel günler geçirdik taa kapıya kadar.çünkü onlar sevdiğimiz misafirlerdi.ama kovamadık kötü günleri.sanki evimiz bizim değilmiş gibi."ama" ile başlamaz cümleler yoksa yazarın bir mazareti.susturmaya kalkma beni Umur.bunun ne zamanı ne de yeri.takmışız kafayı geçmişe,konuşuyoruz ileri-geri.
KOMİSERİN ŞİİRİ
kendimi anons geçtim telsizden
bulunamadım
ve çıplak bi odada
hayatımı sorguladım
konuşmadı it!
işe giden kızının getirdiği torununa bakan yaşlı bir kadındır sessizlik.elini bırakmaz korku'nun(=torununun).nereye gitse yanında götürür onu(=torununu).
terzinin elini makas keser,doktorunkini neşter.benim canımı sen yakarsın,seninkini o.onun yanmaz canı(=korkunun).sessizlik aile büyüğü gibi otururken aramızda, sevişemeyiz ki.ne kadar merak etsek de derinlikleri.nefes almak için dönmeliyiz yüzeye geri.konuşsana Umur bu kez neyi sızdırdı asırlık hücre çeperi.güya senin bir adın GÜNDÜZ BEKÇİSİ, bir diğeri; TEPKİ SİPERİ.İSMİNDEN IRAK'sın,umutsuzsun geleceğe.anlamazsın okuduğunu da çevirirsin sayfaları ileri-geri.
BEKÇİNİN ŞİİRİ
sen uykuya gidersin gece
ben işe giderim
sen uyanırken kalabalığa
ben gözümü yalnızlığa açarım
ışığımsın (,) karanlığım
rüzgar yoludur yaprağın,daldan düşmekse kaderi.istese de kalamaz kimileri.yürür durur belli belirsiz bir "şimdi"de bir ileri bir geri.ufak tefek bir adam Umur;sanırsın MECAZ-I MÜRSEL SEPETİ.dizilmiş bir bankta oturur Angara bebeleri ve bir kadın akşamı siler yuvasının camlarından/ileri-geri.sigaran parlar perdenin arkasından/ateş böceği gibi.ben de yakarım bir tane.pencerenin önünden geçerim koyun sürüleri gibi; bir ileri bir geri.
BENİM ŞİİRİM(ya da işsizin şiiri)
ben seni hiç kaybetmedim ya
bulamam ondan.
olmadım ya seninle hiç
yapamam sensiz.
sen,bilmediğimsin benim
utanırım bundan
ama/sevgiline de soramam ya...
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 10:58 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
25 Ocak 2011 Salı
bir kibir iki kibir bir kibrit biriktirir- öz hakiki LC Waikiki bayii

BERİKİNİN DEVAMI(ya da BER BİR)
etek sarı
sen etekten karasın
mukayese muhakeme muhasebe
topunun dürdüm defter-i kebirini
tohumuna para mı saydım bana ne
kulağım tıkalı ceplerim boş
ramazanlar dolu receplerim boş
beş kuruş param yok ama
hayalperestim işte
dileklerim çok
lümpenim az işim
ümitlerim tükendi simitlerim çok
durdum durdum kudurdum
sen her sabah saatini
bense hayaller kurdum
hello çello al beni
kes telimi boğ beni
şarapçının bağı olayım
çok sıkıcısın laf sokucusun
yeter ki sen boz beni
"Uşak çok uzak mı baba?"
radyoda duydum sesini
call center reklamıydı
bu şiir burada bitti
berikinin devamıydı
BER İKİ
saatim var
tam olarak bilemem
bilemediniz sevinmem
tek başıma utanırım
kanepeye kah kederli
bir kedi gibi
kah arsız bir
mirasyedi gibi
uzanırım
çayı-kahveyi şekersiz içer
şiir yazmaya elverişli
kalemlerle şiir yazarım
kalsiklere saldırır en
olurlu adamları en
olmadık yerlerde anarım
kendimle ittifak kurup durup
facelerde fake fake grup kurup
oturup şurup şap şup
tutup unutup kurutup
tıpa tıp hukuka hukuk
gak guk
kah tek tek kah tek tük
yakarım kaparım
ışıklarını şehrimin
zap yaparım
rap yaparım
çapulcuyum
çulsuzlara çapul satarım
tiz sesli titiz
antikacılara çatıp
gecenin kel vakti
kör bir vaka için yanarım
işte bunca monoton hayatım
nerede bir kılıç bulsam
(henüz hiçbir yerde
hiçbir kılıç
bulmamama rağmen)
derhal kırıp atarım
ben kaskımı unuttum
siz şunu sakın unutMAYIN(tarlası)
ya umutsuzsunuz
ya da umut suzsunuz...
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 03:25 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
24 Ocak 2011 Pazartesi
serpiyor üstüme tuzu kara kuru bir kanguru 1 evlilik töreni 1000 duyuru

1 boşluk 1 boşluk daha
1 boşluk eder yine
başka 1 boşlukta
sen içeride uyuyorsun
ben boş boş oturuyorum koltukta
korkunçça körleşmiş gözlerle
bakıyorum hayata
varlığın ister istemez
özgürlüğümü kısıtlıyor
istiyorum sensizliği de
seni istediğim kadar
AŞK HER ŞEYİ MAHVEDER mi?
küçük bir kıyamet kopuyor
ellerimde
saçlarını okşasam bir türlü
okşamasam iki
hangi kadın takar koluna beni
1 sen varken içimde
öyle boşsun ki sevemiyorum seni
boşalıyorsun sanki evime gelince
varlığın ister istemez
davranışlarımı etkiliyor
bakıyorum boş boş
bir nefesli çalgı durmadan
çalıyor hep aynı TAKSİM'de
öyle koşmuşum ki
farkına varmamışım
yanımdan geçen yorgunluğun
boşmuşum ki
dolabilmişim yine
ve sen öyle
öylesin ki
boşsun işte
1 boşluk 1 boşluk daha
1 boşluk ediyor aritmetikte
peki biz neyiz bunca böyle
önce zevk ver bana
sonra da acı
sırayı karıştırma sakın
yanarım
konser-ve-şarkı
AŞK HER ŞEYİ MAHVEDER mi?
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 08:07 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı