MASABAŞI YALNIZLIK
"Tek Perdelik Dram"
casio f-91 W
karga sürüsü sesi
tıkırtı-rüzgar-istanbul
sancılı bir ölüm süreci
Zaman'ın sarkacı sallanıyor üstümde
zaman kıpırtısız
dünya boş bir ateş
izmarit ter sentetik kumaş
delikli dosyalı bir öğle görevlisi
başıboş-hüzünlü-havlamıyor
yırtılıyorum bir yerlerden
yüzüm buruşmuyor tuhaf
korkunç bir uğultu berbat
can sı(Z)ıntısı
nevarbunda
bilmiyorum
bilmiyorum yok
efendim
efendim yok
zor
çok zor
kısa ve acısız
gözyaşı mavi yastık kılıfı
kalabalık kokulu-ağır hastalıklı-garip
tuttum
balık var
ama nerede
nerede işte şu balık
zihnimdeki çığırtkan susmuyor
maaşı kabarık
asık yüzlü eski gazete okuru
kulübe çardak sessizlik
çay soğuk
rüzgar var
hep var rüzgar
sabır sabır sabır
dua selamlaşma
insanlıkdışı
duvar bakır çakır kahır
arılar pepsi
mavi çöp poşeti ilginç
insan uzuyor bazı bazı
neden
ben mi şimdi mi
gerçekten ben mi tanrım
tanrı bağır çağır sağır
masa belki taşınır
ama yalnızlık
ağır ağır ağır
*Bu şiir İlker,Sedef ve İrfan'a ithaf edilmiştir.
10 Ekim 2010 Pazar
KORKULU RÜYA-3*
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 05:08 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
İADE-İ HİTABET(ya da Melike'ye Açık Mektup)
cesedimi taşıdım rüyamda
bilinmez bir yere
cenazem kalabalık sayılmazdı
sen yoktun mesela cansu yoktu engin yoktu
siz yoktunuz
ya ben?
ben var mıydım
emin değilim melike
rüyadır dedim hayra yordum
bir kadın tanımıştım bir zamanlar melike
seninkiler gibi mevsimsiz gözleri vardı onun da
onun da hayı huyu belli olmazdı
"neden konuşmuyorsun?" demişti bir akşam bana
aşk bir maçtır be melike
ve mutlaka kazanılmalıdır
almak tatlı vermek acıdır
senin aşkın bir maçsa sence durum kaç kaçtır?
benim şimdi arabam olsa
evim karım çocuğum
benim şimdi üç katlı mezarım
olsa/olmaz
maçlarda genelde favori taraf kazanır
ama her maç sürprizlere açıktır
aşk iki kişilik bir maçsa melike
tribünler neden bu kadar kalabalıktır?
kafanı çevirme
yüzüme bak
incitmeden
bak
maçlarda ağlayıp küfür edilebilir
dileyen çekirdek de çitler
yan ağlarda kalan toplara gol diye seviniverir
açının yanılttığı çiftler.
aşk bir maçsa elbet uzatması da vardır
soluk cilasız rutubetli
kuzgun poe kuzgun poe
"kalabalıkların adamı"
Ümit Şimşek'in yaşlılığı
ne var ne ne ne
gece gece
nevar yine
üstüme 1950'lerden yağan bir yağmur
oluk oluk sürtünüyorum bir borunun içinde
soluk kaygan yıpranmış
ve eğer zemin müsait değilse melike
aşklar da maçlar gibi
iptal edilebilir
hava muhalefeti nedeniyle
tek başımayım
canlı tek başlı
biraz balık
biraz balık olsaydı
sen olsaydın yanımda
biraz da rakı
öyle susuzum ki
suskun akıl almaz divane
neşem yok
kuruyorum san ki üç dört
yoruluyorum
ve ben o akşam dedim ki melike
o sana benzeyen kadına
"Yazıyorum ya..."
"insan her an yeni bir boşluk bulabilir melike"
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 04:39 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
7 Ekim 2010 Perşembe
ÇÖREK
Bunun için dönmemiştim ben buraya sanıyordum ki mutfaklarda taze çörek kokuları hasretle sarılan bedenler olacaktı. Şimdi hiçbir yerde olamamanın huzursuzluğuyla kronemetreler tutuyorum akıp giden zaman neye olsun? Keşke sardunyalar alsa o zamanı da bir yerler yine çiçeklense. Şimdi girilen odalarda henüz sevişmeden göz gözü görüyor ve hemen bir uçtan diğer uca ipler geriliyor işte o zaman hiçbir kadın olamamak kalıyor bana.
Kelimesiz his sinirlenmek.
Nasıl ki İstanbulda yaşamak kadar kararsız mutluluğun tüm eklerine kuyruklu bir nasıl sorusu ekliyorum bu defa yapmalara değil yapmanın sonuçlarına. Şehirlerin hızla akıp gidebildiklerine inandırdı tüm uçaklar nereye inmiş olmanın verdiği garipsemeyle. Sardunyalar Ankara da kaldı şimdi camımın önüdeki kaktüs ve ismini bilmediğim ve adını söylememekte ısrar eden minik çiçekle yapabildiğim tek şey üstünde ki arıları kovalamak.
Kelimesiz his korku.
Sarışın çocukların günahsızlığına inanamak kadar saçma bir yolda suni kalp çarpıntıları yükeleyen doktorlar anneme bu evde kalamaz artık demiş. İşin kötüsü teşhisin yanlış kabloyu çekerek benim kırmızıyı ne kadar sevdiğimi unutarak vermiş olmaları. Şimdi bir kadın ve bir insan olarak yaşamaya çalışırken neleri sevdiğim ve istediğim, üstüme hangi şiirleri giyeceğim öylesine karıştı ki, düzen ve düzensizlik maalesef aynı kökten.
Kelimesiz şimdi karar.
Gönderen nar zaman: 18:50 0 yorum
Etiketler: Sedef Erkmen
6 Ekim 2010 Çarşamba
Hay Benim Rabb'ime!

“Umut’a”
Olmuyor be usta!
benim elime bıçak da yakışmadı bu defa pamucak da
biz hani istedik ya bir ilikten girelim içeri,
sandık ya bir ilik açar da gireriz başka bir dünyaya;
bu da mı gol değil be usta
“bu iş zor yonca” yumuşaklığında girmiyor hiçbir bıçak eşek etine
ben diyeyim sana
Elinde silahla yaylalar hayali kurmuş olamazsın,
Evet; itiraf et de ağlayalım rahatça
Ama sorsan ki ,nedir hayalin ey yolcu nerelere gitmek istersin yola çıkmasan da,
Bilet parası bile bulamadık biz be usta
Bizim bileti eşekler yemiş bir geldik baktık
Sokrat tan bahsediyor birileri
Hay seninkine soksunlar
Lütfen cinsiyetçi bu ama ayıp oluyor
Yıkardım be usta
Yıkardım onun ayaklarını isteseydi
Bir de vakit kalsaydı gözlerindeki denizde yüzmekten
Ki anca dubalara gidebildimdi ben suda oyun olmaz diye
Çarpmadı mı kalbim sandın sen ha?
Yok be usta çarptı bizimki de seninki kadar
Buna taşikardi diyorlar anatomide ya öylesine
Yine sahneye ben çıktım erkenden
Yine buradan anlatıldı ne olmazlığı
Evet haklıydın
Bunların hepsi saçmalıktı belki de
Ben söyleyeyim en netini
Yeni bir şehir bulamazsın diyor ya yeni ne bulabilirsin be usta
Yeni öldü sanki her şeyin karması fuck body gibi
Şimdi biri soruyor bana
‘who am ı’
Please write an essay dostlar
‘el kaldırıyorum: söyleyeceklerim var’
Ben sahneye erken çıkan boktan bir ilikten
Geldim gördüm gidemedim be usta
Rabb’e isyan etmek haddimiz de değilmiş ya
El indiriyorum en münasip yerlerine
Küfürlü şiirler yazma çabasından
En yumuşağıyla bitmeli şimdi
Ben sahneye erken çıkan
Söyleyin yanlışları!
Ama bu da mı gol değil be usta!
* foto: Hayat Var/Reha Erdem
8 Eylül 2010 Çarşamba
aylak
-€trafta ßaktıqım herkeS kOLpa, HerkeS ÇıkarCı, HerkeS yaLanCı.. ßu Dünyanın DerDi ÇekiLmez ße haCı..
dedi.
-Şu tepedeki kutuda ne vardı , indir bakalım bi!
kayıp bir kaçağın izini süren at üstündeki şövalye misali, aramanın bilge içgüdüsüyle gardrobun üstündeki kutuyu işaret etti.
Hoze, komutu duyduğu anda parmak uçlarında halının üzerine doğru sessiz adımlarla yürüdü. yükseldiği an şovalyenin ayaklarından beynine doğru yüklendiğini hissetti.artık kutu elindeydi.
kutunun içinde sararmış ve yıpranmış birkaç sayfa gazete ilanı vardı.ilanlara göz atarken sarı, fosfor kalemle çerçevelenmiş bir ilan gözüne takıldı.
''Böreğe maydonoz ayıklayıcısı aranıyor. yirmibeşlerini geşmemiş olması tercihimizdir. aylıkları Suriye Dinarı ile ödüyoruz; metro kart yerine çekçek tahsis ediyor, multinex yerine de ocak ve dolap arkası Çince magnetler tahsis ediyoruz. Onlarla besliyoruz sevgili çalışanlarımızı. Bu fırsatı kaçıran adaylar için "olum bu fırsat kaçırılır mı" diyen arkadaşlarının çoğalmasını diliyoruz. dolaylı insani ilişkiler güven ve düşüşle ilişkilendirilir.
Müracaat:Kapıcı''
ilanı okuduktan sonra kafasının karışıklığını giderebilmek için aynaya bakmak istedi.içinden ''keşke Alaska da şubeleri olsaydı'' diye geçirdi.
misal bi ters bi düz,bi terz bi düz haroşe yazı yazabiliyordu.
yaşam tarzı da böyleydi esasında.bunu başvuru esnasında söyleyebilirdi -eğer Alaska da şubeleri olsaydı-
yine abuk sabuk geçişlerini düşünürken. aklına ilan geldi.
yine kafası karıştı, yine aynaya bakmak istedi.
ama Hoze gitmişti.
sonra kendini düşündü...
filoloji okumuş, bursada baston yapımı zanaatı hususunda uzmanlaşmış, uzun boylu biri olsaydı -nasıl olurdu...
nasıl olurdu?
Gönderen mezkurleyla zaman: 05:17 0 yorum
Etiketler: özgül bkr.
7 Eylül 2010 Salı
KORKULU RÜYA-2
sessizliğimi giyiniyorum-çıkışı yok akabinde-.
büyük geliyor üstüme
kilo vermişim demek
(öyle garip ki her şey
sanki herkes bir varmış bir yokmuş gibi yürüyor
giriyor ve çıkıyoruz
çıkıyor ve iniyoruz
garip
neyimi çalmış olabilirsiniz tanrım neyimi
ki ben böyle eksik kalayım
öyle demek
garip
tamam bakırım
hanginiz fısıldadı zihnimdeki uğultuyu
bir sperm nasıl büyüdü bu kadar
ve zevk ne acılar doğurdu
bu bir televizyon dizisi değildir
garip
bir bara girdim geçenlerde
uyarı levhası koydular oturduğum masaya
DİKKAT:dağınık
garip
bazıları sessizce gezer ve çeker gider
FOTO lazım mı ağbi?
bazıları dır dır
iki tür insan vardır/demek
garip)
konuşmayı deniyorum girişi perdeli bir kabinde
içine giremiyorum
büyümüşüm demek
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 23:35 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
KORKULU RÜYA-1
ne soğutur suyu
makinemsi bir ölünün ayakizlerini
ne sıralar arkası boşça kaplanmış bir hissinde gecenin
tetik mi kekik mi kereviz kökü mü budanır/ sap samandan ayrı
ne verebilirsin bana kendin dışında ya da kendinden fazla
bir ressamın eskizlerini -ben taşıdım ben- içimden öte yerlere
erir dali'nin saatleri akar gider hiçliğe ve hiçlikte
delinin saatleri sisifos'un kayası gibi ağır ve durağan bir papağan
gevezeliğinde aç ve sevgiye muhtaç bir korkunun şah damarında akası varcasına
neyi tanıyabilirsin bileşik kap ve zamandan ayrı
ara yangınları elinde körükle gel-git(me)
ne susatır seni bana
bir yaz akşamı, erik ağacında dallanır
sen benim eksik uzvumsun yarim
düşünceler beni deler ve sen-deler keskin virajlarında yüreğimin
müthiÇ bir beşinci baskı benliğimde renkli
bir duvar bir başka duvara dayanır
bir insan bir duvara
bir duvar var
eldeki tek gerçek uzanamamak
dokunamamak avuçların çizildiği kaleme
fal bak bana olsun gönlümce
geleceğim
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 07:13 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı