
zaman zaman
zaman geçer aklımdan
hayallerin ötesinden
deliliğin kıyısından
ben nefret ettim hep
barda yalnız oturan adamlardan
şimdi karşımda bir ayna
sayıklıyor kendimi bana
duyulmuyor sözcükleri
her kelime bin damla
her kelime sen
her kelime bir imge
her kelime bir dost sanki
önden bıçaklayan
başlar şimdi
oscar ödül töreni
göremem yalnızlıktan
göremem sigaramdan
göremem kör değilim ben
ÖLÜMCÜL
bastığım toprağın altında yatan
bir adamla
ne konuşurum
ne konuşmam
ne ne gece gece
ÖLÜM
çal çal bana çal çal
az daha çal kaval
uyuyalım sonra
sen ay ben de çakal
beraber uluyalım
sen büyük
ben ünlü
oğlum uyum
ÖL
23 Ocak 2011 Pazar
KÖK(en)d-oftheAnkara
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 08:12 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
21 Ocak 2011 Cuma
iyi bir silah muharebede üstünlük sağlar ama tek başına zaferi getirmeye yetmez

Rodi az ötemde uyukluyor
İstanbul bugün suçlu,korkak ve anlamsız
2.yıldızı da attım kepimin altındaki gökyüzüne
serçeler beneksiz,şairler yeteneksiz bugün
bugün kimse beni anlatmıyor yapıtlarında
koymuyor adi adım yağan yağmur
ve uygun adım çalan şarkılar
İSTEKSİZİM
düşünmüyorum bugün ölmeyi
belli belirsiz bir umut olta salmış ruh denizime
yeni insanlarla tanışmak yokmuş
insanlarla yeni tanışmakmış söz konusu olan
telefona bakmak istemiyorum
kol saatimin kayışı koptu
(hep başıma gelir bu)
oysa bu aralar
sol elimi fazla kullanmıyorum
serçeler havalandı
yalnızım
canım yazı yazmak istemiyor
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 04:29 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
19 Ocak 2011 Çarşamba
VE HER AŞK SARHOŞ EDEMEZ SENİ
bugün kapılar çaldım.açılmayan kapılar.eşikte durup su içtim(annemin kulakları çınlasın).---aşklar da biter elbet ego kartları gibi ama iki farkla:aşkın yenisi tutmaz eskisinin yerini ego kartı gibi ve her aşk bir yerlere ulaştırmaz seni.---dandik kol saatimden bir kez daha nefret ettim.evi ve arabası olanlara özendim.cebimdeki parayı çıkarıp saydım.sokağa tükürdüm.bir gitar kutusuna bozuk para attım.ben sanatla uğraşmadım ömrüm boyu onun benimle uğraştığı kadar.---biter bir gün aşklar da tıpkı askerlik gibi ama iki farkla:aşk;yasal bir yükümlülük değildir askerlik gibi ve her aşk adam etmeyebilir seni.---biten aşklara imzasız mektuplar yazdım.burnumu sildim gürül gürül.yine bulamadım kendimle ilgilenmek için bir neden.cami avlusuna bıraktım kendimi.ayrılanlar hala NAAAAH sevgili.---biter elbet her aşk bir paket sigara gibi ama iki farkla:bilemezsin o paketten kaç kişinin sigara isteyeceğini ve her aşk öldürmez seni.---sokak kedilerini korkuttum.başını okşadım yanımdan geçen bir çocuğun.ayakkabılarımı boya(t)madım.başkasına ait bir gömlek giydim ve bu durumu yadırgamadım.hak veremedim beni sevenlere.durdum ve bir yabancı gibi baktım ben yokken değişen şehrime.karanfilde yemek yedim.geçmedim içinden kurtuluş parkının.pek çok kelimeyi yanlış okudum yanlış yazdım.lanet ettim boğazımı hırpalayan kuru öksürüğe,çeşme misali akan burnuma,soğuk havaya bir de.kendimi paraladım.YOKSULUM.YOLSUZUM.YORGUNUM.üstelik yürürken kendi kendime konuşuyorum.kapılardan geçtim,eşiklere takılıp düştüm bugün.bir yere girmenin değil başı dik girmenin önemli olduğunu öğrendim.çıkmayı aklıma bile getirmedim.çirkin-leştim.güzel-leştim.ama eninde sonunda leştim.hak verdim bugün oturup içenlere.---ego kartı,askerlik,bir paket sigara,bir büyük rakı gibi biter aşklar da ama tek farkla:dibi görünmez aşkın bir şişe rakı gibi.---
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 07:32 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
17 Ocak 2011 Pazartesi
Lütfü bir gider: Dönsün diye ağlamak

İnceden bir fısıldama geliyor kulağıma. Lütfü’nün sesi bu. Ne zamandır kapımı çalmaz camlarımı kırmaz olmuştu. Hep böyle birden çıkagelir ve eksikliğini hissettiğimi hiç düşünmezken hiç gitmesin yanımdan isterim. Ne zamandır konuşmuyordum onunla o da hiçbir şey demiyordu bilir gibi benim cümlelerimle başladığımızın bizim dünyamıza. Benim bencil çok fazla kötülük düşünecek kadar aşağılık korkak olduğumu bilir o da. Beni böyle sever de değil sevmez de. Ben onun düşünmesini severim düşündüğünü anlatmamasını bazen ince ince ağlamasını ve bazen de hıçkırarak. Kapıları camları kırmasını. Ölü bebeklerin arkasından ağıtlar yakmasını tanımadığı insanların mezarlarına gidip çiçek bırakmasını. Kalan birasını bitirmeden oturduğu yerden kalkmamasını ve ben her getirdiği çiçeği kurutsam da yeniden çiçek getirmesini. Allah’a yakarmasını severim bazen küfretmesini.
Şimdiyse o benim hiçbir şeyimi sevmediğini ama yanımda kalmak istediğini söylüyor neden dedikçe üsteliyor git buradan diye bağırdıkça susuyor, duruyor ‘yanımda’ benim bir yanım var bana bile uzak bana bile küfrediyor tükürüyor yüzüme meğersem Lütfü’nün yeri. Biz kaç dolmuş durağında bıktık birbirimizden diyor hiçbir otogarda buluşmadık birbirimize hiç el sallamadık hareket eden otobüslerden ve ben senin yapay sevecenliğinden tiksindim çoğu zaman, insanları kıskanmandan aşık çiftleri gördükçe kendi kaderine lanet okumandan. İçinde yaşattığın canavarın sinir harplerinden. Yapılan yemeklerden nefret ettim diyor. Ve susuyor ve ağlıyorum hıçkırarak.
Durduğun yer hiçbir yeri doldurmaz olur. Şuncacık yerde şuncacık yerin yoktur. Bu gözlerin artık görmemesini bu beynin salak bencillikler düşünmemesini istersin geçen zaman seni korkutur ve ölüm hissi yakanı bırakmaz açık kalan kapılar eli silahlı adamlar daha çok korkutur koruyacak şeylerin olduğunu ama aslında bir o kadar değersiz olduklarını görürüsün ve geceleri uykundan öfkeyle uyanırsın seni saran korkunun bir ninniyle sonlanmasını umarsın. Lütfü’yü ararsın telefonlarını açmaz bir ud çalmaktadır geceleri lütfü adını Hayriye koyduğu uduyla serenatlar koymaktadır gecenin sesine. O bişiler eklediğini umar da sevinir. Ben yapayalnız odalarda bir onun gelmesini bir de bana sesini eklemesini isterim. Salınan kötü kokular olsa da gelse de sarsa beni derim derim ağlarım. Biriktikçe gelecek sanırım. Elbet giden her şeyin biriktiği bir yer vardır diye düşünüp umutlanırım sonra. Ama gelmez lütfü salmaz o sesleri benim boşluğuma. Nefesimde bir sarımsak tadıyla koyverir beni. Birden bütün kapılar rüzgârla kapanır, biri şiddetle irkilir, birilerinin dönme vakitleri uzar, biri ölür kimseye kavuşamamışken. Gidenlerin biriktikleri bir yer olmadığı gelir aklıma. Lütfü gider ve biriktiği bir yer olmayacağını bildiğimden veda ederim ona ;ne udlar ne tamburlar vaat ederim. Ölümüne çiçekler diker de üstünü örterim. Bir ölüm de beni bulsa derim. Hıçkırarak ağlarım.
12 Ocak 2011 Çarşamba
AYAK TIRNAKLARIM
Ayak tırnaklarımı pek sevmem
Bir şiir başlar mı ki bu cümleyle
Ben yazdım oldu –ama iyi de şiir oldu mu
Kim karar verir bir yazının şiir olup olmadığına
Eğer birileri karar verebiliyorsa şiir üzerinden kurulan bir hiyerarşi var demektir-biz şiiri karşı çıkış sanarken
Ayrıca neden bir şiir ayak tırnaklarıyla başlayamasın estetik mi değil konu mu iyi seçilmemiş yoksa daha önemlileri mi var hayatta
Ne o aşk mı hüzün mü ayrılık mı kavuşmak mı sevişmek mi
Pekala bunlarının hepsinin içinde bir ayak tırnağı olabilir-ojesiz çatlak hatta çoğu zaman kirli bile olabilir
Aşk üzerine yaşadıklarım bunlardan çok mu farklı renksiz çatlak kirli
Tamam şimdi anladım biz genelde olmamışlıklar üstüne yazarız (whoever we are)
Ama benim canım artık ayak tırnaklarım kadar gerçek şeylerden bahsetmek istiyor birilerinin gerçeklerinden değil
Birileri aşık diye hüzünlüyüm ben ve birilerinin ayrılık ve kavuşma olasılıklarını bilirim hatta birileri sevişiyor diye sevişirim
Okuyun baştan sona yazdıklarımı göreceksiniz nelere sahibim değil sahip değilim
İşte bu yüzden hiçbir güzel benzetmenin kelime oynunun imgenin olmadığı dümdüz bir ŞİİR yazıyorum
Beğenmediniz değil mi
Umrumda bile değil ben de ayak tırnaklarımı beğenmiyorum.
Gönderen nar zaman: 11:09 0 yorum
Etiketler: Sedef Erkmen
GU-GUK KUŞU
Siz gu-guk kuşunun hikayesini bilir misiniz ben bu gece öğrendim. Penceremi açtım bir baktım bağırıyor gu-guk gu-guk diye anlamadım çünkü uzun zamandır duymamış bilmiyordum bunu, sonra anlamış gibi mektuplar dağıtıldı burda gönderen: kardeş… demiş ki ben olsaydım başaramazdım bilmiyor ki benim bir ayağım o, burda sürekli topalım üstelik koltuk değneklerim bile yok bu yüzden sürekli düşüyorum, diyorsan ki kalkıyorsun yine de nasıl binerim uçaklara nasıl bavullar toplar çıkar gelirim bundandır kalkışlarım bilmiyor..beni öldüreydin daha iyidi üstelik rahat uyuyamadığımı anlayıp yatmadan önce masalı yazmışsın bir sen bilirsin masallara nasıl da inandığımı. Bana benim hikayemi anlatmışsın da içine hep sevgi koymuşsun hikaye o kadar sevgi dolu ki suya kanamak gibiydi okumak ne kadar da şanslı dedim hikayede ki kadın..şimdi ben nasıl derim nasıl yollarım her yana maskara bulaşmış fotoğraflarımı abi ben tükeniyorum nasıl derim bundandır zayıflamam anneme yalandan yemek tarifleri sorarken, nasıl derim ben hiç bir zaman başaramadım sakaryadan alırdım maskeleri burda her köşe başı.. bir zamanlar senin sevgilin yok diye çok üzülürdüm ben aşktan aşka koşarken asıl sen başardın neyi başardığının farkında değilsin bu siktiğimin ingilteresine gelmek değil başarmak sevebilmek ve seviliyorsan da ne ala… ben yabancı yataklarda uyanıyorum bu ne demek biliyor musun tanımadığın adamların kokusunda sarhoş olup hiçbir şey hatırlamak istememek, gerçekliğinin karışması ve bir arafa düşüp ne gerçek ne de hayallerde yaşayabilmek!
Gu-guk kuşunun anlamını hatırlat arada bir olur mu?
Gönderen nar zaman: 11:07 0 yorum
Etiketler: Sedef Erkmen
TANGO YAPANLAR - BİZ
Biz iyisi mi bir çello koyalım plağa da dönsün dursun sonra başkalarının en güzel anını düşleyelim balo kıyafetleri için de vals yapmayalım, bir tango tutturalım gitsin sabaha kadar mekansız daracık odalarda bile… biz demek istemezdim onları var etmemek için ama bu kimliksizlik söyleminde sunum yaparken nasıl da kendime kimlikler dikiyorum bir bilseniz mecburen onlar olma isteğim artıyor çünkü onlar tango yapmayıp konuşuyorlar bunun hakkında bir ben dönüyorum odama yalnız tango kıyafetlerim bile hazırken… yok artık söylenmemiş sözler arasında anlamlı yaşamak nasıl da dünyaya aykırı yaşamaya çalışmak bizimkisi hadi susalım dendiğinde sokaklar bomboş kimse söylenmemiş sözlerin varlığına inanmıyor, herkes bir Çin lokantasına gidebilir eğer istediğimiz bir yemekse, herkes deniz kenarında oturabilir eğer istediğimiz denizse ama herkes tango yapamaz neden ki tango hakkında konuşmak yapmanın önüne geçtiğinde şimdi sorarım devrim hakkında konuşalım da yapmayalım mı? Hey siz onlar içleriniz bağrıyor mu?
Gönderen nar zaman: 11:06 0 yorum
Etiketler: Sedef Erkmen