Elma sevenlerden oldum
Merak etmesin Nazım bir beklentim yok elmadan
Beklenti bilmeyi gerektirir ya
İşte o zaman enseye isabet eden bir yumurta gerçeklik olur
Bunu ben söylemedim kusurabakmayın referans veremedim
Üçüncü şahıs yazmak zorunda olmaktan hiçbir düşünceyi benimseyemiyorum
Tıpkı sana birazdan yapacaklarım gibi
Neden seni iki kere şaşırtmak istiyorum ki
Çünkü bu aynı zaman da beni de iki kere değiştirecek
Bunu sen açıkladın neydi o teorinin adı bardak örneğiyle tüm doğayı değiştirmiştin.
Bu kadar sakin geliyorsam,
..bil ki bunun altında sarşın bir kadınla yatma isteğim vardır.
Elmalar farketmiyorsa Nazım, sevmesini istemezsin!
20 Ağustos 2010 Cuma
ELMANIN DEĞİŞİMİ
Gönderen nar zaman: 12:46 0 yorum
Etiketler: Sedef Erkmen
6 Ağustos 2010 Cuma
KESİK İP
Bir ip bağladım uzattım uzattım çok uzağa bağladığımı farkettim, tam dönücektim kör oldum ipi kesmişler her bir yanından tutupta geri dönemedim. Sonra bir ses bana - tanıdık mıydı hayır- alışırsın dedi alışmaya çalıştıkça yeni ipler uzattım bu sefer kendimden uzağa geçen haftaydı hayal meyal aklımda, “ipin bir yeri koptu yine anneme seslendim içerdeydi sanırım duymadı heralde, kızmış mıydı bana yoksa, odamı toplıyımda belki siniri geçer diye düşündüm, sessiz ayak sesini duyunca konuştum anlattım anlattım sorular sordum anneme de cevap vermedi hiç birine.. bir oda bu kadar yalnız olabilir miydi kendimden uzattığım ipleri paramparça ettim yok oldum adeta oda da ben bile yoktum.”
İşte yine nefes alış, önemini bilen var mı hiç sanmam. Sonra ki bir hafta boyunca kendime yeni uğraşlar buldum sürekli insanlara ‘sorry’ ve ‘thank you’ diyordum kim bana iyilikler yapmıştı ya da ben kimlerin canını acıtmıştım ki bu kadar tekrarlıyordum. Orda birilerinin canı yanıyordu biliyordum anlayışınız için teşekkür edip yanınızda olamadığım için özür diliyordum.
İnsan korkuları kadar yaşarmış anladım rüyalarım da sürekli Ankara’ya gelipte son günümü görüyordum neden kalacağım 13 günü değilde son günü üstelik 13 uğurlu rakamlarımdan biriyken uğursuz sayılanı seçtim diye mi doğru ya her şey benim seçimlerindendi. Ne zaman bir yakınımı kaybetsem rüyamda görürüm bana gülümser işte gördüm yine o lanet rüyayı ne mi oldu babaanem öldü bugün babaannem öldü ve ben burda kendimden bile uzakta nefes almaya çalışyorum.
Gönderen nar zaman: 11:02 0 yorum
Etiketler: Sedef Erkmen
1 Ağustos 2010 Pazar
CAZ-BEDENLER
Saymazsak güzelim karışık şiirleri
ve bilgin dahilindeki diğer garip halleri
daha yakın olmak istiyorsun bana...
GÖTANLAM-1:tutmayın kakamı/çıkacak var/bırakın yakamı/bıkacak var...İ.A. için
Yalnız insan edilgendir/Hiçbir şeye bulaşmayan
Ben de biraz Attila İlhan'ım
ama tersinden
Kan olur muyum kırmızıya boyasalar beni?
GÖTANLAM-2:Aklıma hep boktan şeyler geldi
Yeraltından Notlar:Bugün metro bozuldu;iki dakika bekledik;endişe,tehdit ve korkuyla sekteye uğradı rutin;from any Russian writer to Putin
Geceydi,yalnızdım
Ama hiçbir 900'lü hattı aramadım
-911 hariç değil-
Telesekretere boşalamayanlardanım
GÖTANLAM-3:Aklıma bir bok gelmedi
...Saymazsak güzelim yapışık ikizleri
ve bilgim haricindeki istisnai halleri
İNSAN VÜCUDU TEK KİŞİLİKTİR.
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 06:07 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
20 Temmuz 2010 Salı
DÜNYANIN GÖTDELİĞİNDE CAM KIRIKLARI

Bir gün beşe bölünür beş ezanla
ben okudum durdum
bir halt anlamadım
sen gez anla
Ben bir kronolog'um sevgilim;terkedilişlerini sıralayan.
benim doğduğum gün aslanım edip cansever ölüverdi
demek bu şinanay dünya, iki delibozuk şaire dar geldi
aynı dünyaya kapattılar ikimizi
ben sana aşık oldum
sen bana düşman
aynı okuldan el ele kaçmadık mı aynı karanlığa?
sen "düzen"liydin her daim sevdiğim/ de
ben nereden vardım düzenbazlığa?
Hiçkimse ölümden korkmaya başlamak için fazla genç sayılmaz.
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 13:09 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Şimdi Biz Ölsek

Şimdi biz, bizi unutanları da bu yalnızlığın içine alarak etrafa saldırıyoruz: sevin bizi. Diğer türlüsü ölüm gibi geliyor şimdilik. Ölmekten hala bu kadar da korkuyoruz, yaşadıklarımızın daha korkunç olabileceğini düşünmeden. Bir ölüm koydun mu öteye korkulu, ilk gördüğüne seni seviyorum dememek için bir neden de kalmıyor. Başka türlüsü ölüm gibi oluyor. Bir şeyin bitişi olduğu için sevmenin nasıl bir devamlılık sağlayacağını bilmeden ‘ilerliyoruz’( bir ilerisi ?)
Bir bankta oturuyoruz. Burası hiç gitmediğim bir şehir. Belki de şehir değildir. Yerkürede herhangi bir bank( bu bankın anlamı hüzünden başka bir şey vermiyor bu yazıya). Peki daha da yukarıya çıkalım. Bir bankta değil; yeri olmayan, ayaklarımızı kullanamayacağımız, belki de sadece suda çırpmak için kullanacağımız (ama durmak istiyorum, suda durmak için bile inceden bir ayak çırpması) yukarıda bir yerde, gökyüzü yerine başka bir isim bulacağımız bir yerde uçmanın bile nasıl olduğunu bilmeden, uçmanın insanı hafifletici etkisine ilişkin baskıdan daha uzakta, belki de daha ağır bir baskıyla, elime tutuşturduğun bir telefon olsa da veya kulak pamuğu dikkati buraya hiç çekmeden. Bu baskının, senle olmanın mutluluk baskısının veya sensizliğin beni yıkacağı, mutsuz edeceği ihtimalinin baskısının uzağında bir yerde bir araya gelme umudu. Kelimeleri farklı anlamlarıyla kullanmak, yeni bir alfabe yaratma kaygısından uzakta bir yerde. Bütün tahminleri yok edebileceğimiz bir uçuşta bir araya gelmek. Senin bir güneşle çıkagelmen, benim bir yağmurda ıslanmışlığımın damlalarını eline sürmem ve hangi gökkuşağı bilmektedir ki bu birlikteliğin sonucu olduğunu. İşte tam öyle gibi, kalakalmışken bir enkazın altında eğer elimde senin sesin çalıyorsa çıkmaya uğraşmamak gibi. Orada bir köy yok gibi, asıl biz orada dururken bizim olması gibi ve ondan böyle bahsedilmesi gibi. İşte böylesine zor anlatması bile. Elimde kalıyor bütün çay demleri, bu anlatımdan, senden, benden, bizden, bir kahvaltı sofrası bile olmuyor. Ellerim peynir kokarken biri bana, hijyen kokusundan bahsediyor. Bu yazıya hijyen kelimesi bile sığmıyor. Bu kaybetmek ve hiçbir zaman bunu yok edecek bir duvara çarpmamak metafora sığmıyor. Bu çay demlenmiyor, ne kadar kaçak çay eklesen de sallamadan öte bir koku kazanmıyor. Ne bu güneş doğuyor ne de o yağmur bize geliyor. Sen de boş ver dolama artık beline gökkuşağını, o renklerin hiçbiri bizim aynadan yansımıyor.
16 Temmuz 2010 Cuma
Kim Verdi Şairin Eline ?(bu anahtarı)
gizli ajan,kirli sakal,tipsiz özne/
ben kaçığım leydim çorap değil/
sizin hiç keyfiniz kaçtı mı?/
benim bir kere kaçtı/şöhret oldum/
geçti alkolik ünlüler kervanı eyleme beni/
azar azar verdiler ayarı/
solda çekmedim/sağa çevirdiler/
görüntü net şimdi içerik piç/
babam akşam gelecek/akşam babam gelecek/
akşam oldu diye mi gelecek babam/
babam geldi diye mi olacak akşam/
kestiremeyeceğim/"korkuyorum anne" demek, reha belki ama erdem'li sayılmaz pek /
hayatımızın bir yerinde annemiz ölecek/
betim için yapılan betime fazla itibar etmemek gerek/
bir film çekeceğim onun gibi bırakıp gitmeyecek/yalanımı sikeyim :(
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 03:20 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
11 Temmuz 2010 Pazar
GOODFATHER
neye sarılırsan o yakar canını
neye saldırırsan o sıkar canını
neye haykırırsan o haykırır yankını
gününü ortaya koymadan kazanamazsın yarını
yarınınla ödemezsen yaşayamazsın anını
neyin peşine düşersen o becerir arkanı
başka şansın yok
o yüzden sonuna kadar yaşa hayatını
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 02:47 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı