14 Nisan 2010 Çarşamba

LAF SALATASI Dr. EROS BEY'in ÖĞLE YEMEĞİ TRİBİDİR

1.
Hayvana benzemez leşim!
ölüm;
ne estetik bir kedi bedeninde.
alabildiğine sert,
görebilene ince.
ölüm tuhaf,
çürümek ise
kulağa ne hoş gelir şiire girince.
çatlağı bol,
yıkıldı yıkılacak duvar
makbuldür objektife.
ağacın yaşlısı,
mezarın toplusu gerek bilime.
ruh ne zaman üflenir bebeğe?
neyi arıyoruz bil!
''güzel''i
ölümde,çöküşte,
bitmekte bile
2.
sokağın karanlığı
titretir mürekkebi.
dürter romancıyı
yolların tenhası.
şehrin
terkedilmişi cezbeder yönetmeni.
aşkın acısı,hürriyetin bedeli ağır olanı
yazdırır şaire kendini.

bu kimin dramı?
bu ne melankoli?

art comedie
hayat trajedi...

13 Nisan 2010 Salı

1,2,3,TIP (VAROŞ'tan)

1.
-Aaannneee
-ne var len? ne böörüyon azgın it gibi?
-bi su at ta içek kıı
-viyh pok içesice sabahtan akşama tepin top peşinde
-hadi kıı çok susaştım valla
-al gözü çıkasıcaa
(Üçüncü katın penceresinden büyük bir hızla düşen şişe,toza saplanıp kaldı.Çalkalandı su köpük köpük,bir eniğin gözleri gibi...)

2.
Pat küt sesleri gördüm ilkin.Sonra duydum havaya kaldırılan yumrukları.Yüzümde duydum kan lekelerini,kemik çatırtılarını kokladım girişilen kavganın gürültüsünde.Duyularım girdi birbirine.Duyularım kavga etti algılamak için kavgayı.Niye mi?Dövüşenlerden biri kardeşimdi.Alt üst oldu dünyam.İki kişinin arasına dalmış,birinin dişini kırıp diğerinin kaşını yarmıştı.Sol yanağında üç hırpani tırnak izi vardı.Onu kavganın kucağından kaldırdığımda kelimeler girdi aramıza:
-mıstava naaptın len olim
-abi ilk onlar daglaştı
-gız meselesi mi len gözü körolmayasıca?deyer mi olim bi gıçı gırık için?yakışık alır mı sizin gibi goçyiğit delikanlılar?
-ikiye bir geldiler abi.delikanlı deyil onlar. erkek bilem deyil
-len ben diyom Ankaraaa sen diyon kıçım kara.töbe estaafurullah.künaha girdim akşam vakti.yürü len eve babam kulaklarını kopara da aklın başına kelir.
-anamı karıştırmayacaklardı abi.dil uzatmayacaklardı ölmüş kadının arkasından.
(Yutkundu Mustafa.)
-len mıstava?çok acıyo mu len?
(Kardeş işte!Yürek dayanmıyor ki...)

3.
-la geçen otobüste bi hatun gördüm Allahıma kitabıma taş.baktım beni kesiyo inceden.gittim yanına oturdum;
-dersanedeki kız nooldu la adı neydi?
-merve mi?
-yok la öbürküsü seçkin miydi neydi
-heeee seçil i diyon sen.o defter çoktan kapandı olim.
-ne çabuk amına koyum.sen de amma susak ağızlısın la
-la geldik saten Tışkapı'ya.tüümeye bas ta inek.yaarin anlatırım.arkası yaarin olim hehehe
-siktir la göt hayatı yalan puştun...

TIP.
Bir türlü alamıyorduk gözlerimizi pazar yerinin duvarına kırmızı boyayla yazılmış harflerin dışavurduğu natüralizmden:(aramasın seven gözler/o şimdi asker).Geveze bir suskunluk geçti aramızdan.Oysa lokantadaki diğer masalarda suskun gevezelikler sürüp gitmekteydi.
''Yeter!'' dedi.İrkildim.''Artık karıştırma.Şeker bile atmadın zaten.''

Umut K. varoş'tan bildirdi...

12 Nisan 2010 Pazartesi

ÇEK-İ DÜZEN

Bu kağıdın arkasında senin yüzün var;
Bastıramıyorum kalemi.
Çünkü ne içimde yazma isteği,
Ne de kollarımda gücüm var.
Ben siper kazan bir erim,
Sen savaşlar kazanan general.
Ne tuhaf değil mi sevgilim?
Ölüyoruz ikimiz de.
Bitiyor elbet gücümüz ve işimiz de.
Ne mutlu değil mi sevgilim?
Bilmiyoruz ikimiz de.
Bu kağıdın arkasında benim kanım var.
Evlenmek zorundayken
Ne haddime intihar?

hayal hokkası



Sanat yapmıyorum, edebi değilim,edepli hiç değilim..
Evimin köşesine sinmiş, en küçük harekette havalanıp askıya geçen toz zerrelciklerim var. Daha cumartesi kendileriyle hasbihal ettim.Fantastik film karelerine uzanan farklı boyutlarda sofbet ediyorum kendileriyle. Biraz dünyadan biraz ordan biraz da burdan..
Enrike devam et bebeyim..
'Aşkın bir sabun ise köpürt beni Pakize nidalarıyla gelen düşman askerleri Pakizenin hayin bir Rum büyücüsü Su-Elın olduğunu bilmiyorlardı. Su-Elın tüm zerafeti ve letafetiyle koca bir orduyu baştan çıkarmıştı...'
Yeter bebeyim,kelime dağlarına çıkamam ben!
Yükseklik korkum var.

Dün var,bugün yok.
Bi gün gömlek, kuştüyü kürk mürk kadife ceket -etek, öbür gün baldırı-çıplak Emine. Havanın tutarsızlığı benim kararsızlığımla birleşince ölüler ülkesinden gelen bütün ulakları baloya davet ediyorum gribal enfeksyonlar eşliğinde.
Çok statiğim bugün. Olan ve olabilicek tüm enerjim beyin damarlarıma nüfuz etti. Bir de kahve saldı ki bünyeye agrasyonu, gelde algıya laf geçir..Gözler pört pört.
Hallaam sen kötü emeli olan cücelermin ayaklarını yerden kes. Kes ki gerçek uçuş psikalarjilerini hapşıra hapşıra kussunlar.
Absürdizme şinorkellen değil artık dalış tüpleriyle yırtarak derinlerden dalıyorum . Resiflerim yosun bağlamış.
Rumba,Çaça,Flemenko derken Enrike şahidimdir; ürkünç korkunç kabuslarım oldu durup duruken..
Kötü şeyler taşıyorum,yaşıyorum sessiz sakin. Ağır gibi.
Ama gıram pişmanlık yok.
Filim izliyorum, Ortaçağ avrupasında geçiyo falan .. Neyse bi baktım bütün kadınların alnı kocaman kocaman, açık açık,tabak gibi. Meyerisem kadınlar kazırlarmış saçlarının ön kısmını alınları güzel görünsün diye.
ortaçağda kadınlarda alın kavramı çok önemliymiş sayın kişilik, estetiği asaleti bakirelliği zerafeti ve güzelliği simgelermiş...
Ne acayip diğ mi?
Günü bitirdim.
Ortaçağ cazibeli günler dilerim.

11 Nisan 2010 Pazar

UZAKTA OLAN

Sandım ki iki el bir köprü vardı..
Kandırmak kendini bir çocuğu kandırmak gibi masum, kolay ve gerçeklerden çok öte.
Alışıldık mekanlarda vardım kendime
Atlar, esmer adamlar, sırtlara alınan şallar vardı
Dışarda ani bir kış, yataklarda beklenmedik misafirler vardı.
Bir de sen ve ben vardık; hiç bir mekana sığmayan, üstünde her şeyin, korkunç hayal güçlerine uzanan, farklı başkentlerde başlayan.
Öylesine kendinden emin açıyordu ki papatyalar, koklamak bir somutluk olurdu solmaları için.
Zor, uzakta olandan kendine elbiseler biçmek, giyinmek sonra onları rengarenklermiş gibi
Nedenin cevabı çıkmaz sokaklara yollar yapmak, tıpkı
Atlar, esmer adamlar, sırta alınan şallar gibi.

8 Nisan 2010 Perşembe

İÇİNDEN BİR KUŞ GEÇİR SEVGİLİM

ben söylerdim
kırmızıya çalardı yüzünün rengi
görmesem de bilirdim
gülüşün yüzünde
acemice atılmış bir
dikişin güzelliğiyle
kanımı ısıtırdı
gülüşün uzak,
yollar uzun bu halimle bana
gülüşün yüzünde bir patlama
bir yıldızın kayması ansızın
gülüşün bir neşter kesiği yüreğimde
parmakların hesaba mı yarar yalnız
bulunur mu suçlusu yüzünün
bilinebilir mi güzelliğinin sorumlusu
parmakların ısırgan otu
bu kadar izsiz iken parmakların
ben söylerdim
yüzünün rengi kırmızıya çalardı
kıskanırdım yanağına değen kırmızıyı
bilirdim görmesem de
bunu bana ancak
aşkın yazdırırdı

bunları biliyor muydunuz?













HİPERREALİZM

(Fotogerçeklik-Aşırı Gerçekçilik)

Gerçeği kopyalama yöntemiyle’yok etme ‘ sanatı olarak tanımlamak doğru olur.
1960 lı yılların sonunda ortaya çıkan bu garip-acayip akım ilk Newyork semalarında Sanat Seviciler tarafından kabul edildi. Tabi ‘Arsız Sanat Aşırıcısı Fransız Burjuvatörleri akımı geliştirmiş ve akademik boyutlara taşımışlaR.Bu konu üzerine durmayeceğim bile..
Maksat azıcık güzel resim,heykel göstermek...


Tanım olarak Hiperrealizm; Metanın bir nevi fotoğraf çekim kalitesinde resmedilmiş görüntü kirliliği(!)
biR de şöyle biR söylenti vaR efenim; ‘Sosyalist Realizm’e karşı denge olsun diye yaratım aracı olarak çıkagelmiş.
Nesnel olarak bakıldığında doğru bir tespit.Sovyet Realizminin idealize ettiği biR takım yaşamsal değerleri kutsallık kazandırarak Kitlelerin bilincini etkilediği ortada. (Ki bu romantikleşmeden başka bir şey değildir)
Görüneni olduğu gibi kopyalayıp çürüten fotogerçeği HiperrealizmdiR ve sürrealizmin biR yerinede sığdırıR bilinçüstümüzü.
Hiperrealizmi incelediğimizde bir çok sanat akımının tersine insanı acımasızca metalaştırdığını görürüz.

Ayrıca en iyi 'gülen çocuk ağzı'nı capon animasyoncular yapar unutmayalım.
sAYGILARIMLA.