
Şimdi biz, bizi unutanları da bu yalnızlığın içine alarak etrafa saldırıyoruz: sevin bizi. Diğer türlüsü ölüm gibi geliyor şimdilik. Ölmekten hala bu kadar da korkuyoruz, yaşadıklarımızın daha korkunç olabileceğini düşünmeden. Bir ölüm koydun mu öteye korkulu, ilk gördüğüne seni seviyorum dememek için bir neden de kalmıyor. Başka türlüsü ölüm gibi oluyor. Bir şeyin bitişi olduğu için sevmenin nasıl bir devamlılık sağlayacağını bilmeden ‘ilerliyoruz’( bir ilerisi ?)
Bir bankta oturuyoruz. Burası hiç gitmediğim bir şehir. Belki de şehir değildir. Yerkürede herhangi bir bank( bu bankın anlamı hüzünden başka bir şey vermiyor bu yazıya). Peki daha da yukarıya çıkalım. Bir bankta değil; yeri olmayan, ayaklarımızı kullanamayacağımız, belki de sadece suda çırpmak için kullanacağımız (ama durmak istiyorum, suda durmak için bile inceden bir ayak çırpması) yukarıda bir yerde, gökyüzü yerine başka bir isim bulacağımız bir yerde uçmanın bile nasıl olduğunu bilmeden, uçmanın insanı hafifletici etkisine ilişkin baskıdan daha uzakta, belki de daha ağır bir baskıyla, elime tutuşturduğun bir telefon olsa da veya kulak pamuğu dikkati buraya hiç çekmeden. Bu baskının, senle olmanın mutluluk baskısının veya sensizliğin beni yıkacağı, mutsuz edeceği ihtimalinin baskısının uzağında bir yerde bir araya gelme umudu. Kelimeleri farklı anlamlarıyla kullanmak, yeni bir alfabe yaratma kaygısından uzakta bir yerde. Bütün tahminleri yok edebileceğimiz bir uçuşta bir araya gelmek. Senin bir güneşle çıkagelmen, benim bir yağmurda ıslanmışlığımın damlalarını eline sürmem ve hangi gökkuşağı bilmektedir ki bu birlikteliğin sonucu olduğunu. İşte tam öyle gibi, kalakalmışken bir enkazın altında eğer elimde senin sesin çalıyorsa çıkmaya uğraşmamak gibi. Orada bir köy yok gibi, asıl biz orada dururken bizim olması gibi ve ondan böyle bahsedilmesi gibi. İşte böylesine zor anlatması bile. Elimde kalıyor bütün çay demleri, bu anlatımdan, senden, benden, bizden, bir kahvaltı sofrası bile olmuyor. Ellerim peynir kokarken biri bana, hijyen kokusundan bahsediyor. Bu yazıya hijyen kelimesi bile sığmıyor. Bu kaybetmek ve hiçbir zaman bunu yok edecek bir duvara çarpmamak metafora sığmıyor. Bu çay demlenmiyor, ne kadar kaçak çay eklesen de sallamadan öte bir koku kazanmıyor. Ne bu güneş doğuyor ne de o yağmur bize geliyor. Sen de boş ver dolama artık beline gökkuşağını, o renklerin hiçbiri bizim aynadan yansımıyor.
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Şimdi Biz Ölsek
16 Temmuz 2010 Cuma
Kim Verdi Şairin Eline ?(bu anahtarı)
gizli ajan,kirli sakal,tipsiz özne/
ben kaçığım leydim çorap değil/
sizin hiç keyfiniz kaçtı mı?/
benim bir kere kaçtı/şöhret oldum/
geçti alkolik ünlüler kervanı eyleme beni/
azar azar verdiler ayarı/
solda çekmedim/sağa çevirdiler/
görüntü net şimdi içerik piç/
babam akşam gelecek/akşam babam gelecek/
akşam oldu diye mi gelecek babam/
babam geldi diye mi olacak akşam/
kestiremeyeceğim/"korkuyorum anne" demek, reha belki ama erdem'li sayılmaz pek /
hayatımızın bir yerinde annemiz ölecek/
betim için yapılan betime fazla itibar etmemek gerek/
bir film çekeceğim onun gibi bırakıp gitmeyecek/yalanımı sikeyim :(
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 03:20 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
11 Temmuz 2010 Pazar
GOODFATHER
neye sarılırsan o yakar canını
neye saldırırsan o sıkar canını
neye haykırırsan o haykırır yankını
gününü ortaya koymadan kazanamazsın yarını
yarınınla ödemezsen yaşayamazsın anını
neyin peşine düşersen o becerir arkanı
başka şansın yok
o yüzden sonuna kadar yaşa hayatını
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 02:47 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
25 Haziran 2010 Cuma
HEP NEPAL BAYRAĞI ŞEKLİNDE ŞİİR YAZMAK İSTEDİM
gece öyle kaplıyor ki gözlerimi
göremiyorum kendimi
gece öyle bağlıyor ki ellerimi
dokunmayı unutuyorum
ayrı yataklarda yatıyorum kendimle gece
gece öyle giriyor ki aramıza
kendimden utanıyorum
unutmak-kendim
sokulamıyorum
gece öyle damlıyor ki boğazıma
soluk
alamıyorum
gece bitsin artık
çünkü ben
sonlanamıyorum
Gönderen mecaz-ı mürsel sepeti zaman: 14:24 0 yorum
Etiketler: Umut Kabakcı
14 Haziran 2010 Pazartesi
Bulut Üstü Kaymak Örtüsü
Yaşasın teknoloji ve dahi yaşasın modern dünyanın nimetleri.Enteresanlığımla paralel bir durum aslında, zira sabahın körüğünden beri para piyasalarının endişesi beni gerdi.
Kobi olup piyasa sansarlarını tartaklayasım var.
Karışık depreşmeli aşklı meşkli histerik konular daha bi eğlenceli sanki gibi...
Birsürü insan arasından sadece''iki'' taneydik,bu kadar çift arasından sadece ''bir''. Çiftken ''bir'' olmak mı güzeldir,yoksa insanlaşıp,bölünüp ''iki'' olabilmek mi?Benleşmek,bütünleşmek mi iyi,ayrışıp ikileşmek mi?
Kanımca,insanoğlu böldüğünü tekrar toplayamaz, nokta!
Şiyir denemeleri yapıyorum;
sessiz bir fırtına gibisin
seni beklemek doğum sancısını beklemek gibi.
bitti.
***
devinimsel boşluğunda kaybolmuş martı
bitti.
***
bazen rüyalarını görüyorum
sonra sen olup içinde büyüyorum
bitti.
***
tahammül(k)süzüm.
bitti.
***
Bencilliğimden şiyir sevemiyorum.
bitti
***
Sevgili Dostum;
İnsan, hayatında sadece bir kez doğru zamanda çiçek alabilir, o da cenazesidir.Tüberküloz modunda gezen anneciğimin ısrarıyla pekmez içiyorum sabahları aç karnıma.. Doğru zamanda çiçeklerimi alabilmek içün.
a-ha yine şiyir gibi düşünüyorum.
Karanlığın olmadığı, renklerini birbirinden ayırtedemediğim, erdem denen ''şey''in saçma olarak nitelendirildiği paralel bir düzlemdeyim şuvanda. Ne ben sana ulaşabilirim, ne de sen bana.
Ve bu yaptığım bir ulaşma çabası olarak algılandıysa essahtan af ola.
İçimdeki kurtçuklar dışarı çıkmak için debeleniyor.Umarım nefes aldırabilirim onlara…
Mercimek köfteli günler dilerim.
Gönderen mezkurleyla zaman: 03:39 0 yorum
Etiketler: özgül bkr.
7 Haziran 2010 Pazartesi
Unutuş ve Yokoluş Üstüne
Döndürüp döndürüp dilini
Sözcüklerimde aradığın
Bir anahtar sesi
Bir yüzük genişliği
Ellerinin
Ellerime sızmasının sebebi
Hayır! Ter değil döktüğüm
Ağlıyorum teninde
Geceleri
Kağıt yazısını kaybeder
Silgi kaybeder
Kendisini
Gönderen umtsmsek zaman: 13:35 0 yorum
Etiketler: Ümit Şimşek
1 Haziran 2010 Salı
İsrail'i Suçluyoruz

İsrail'in yardım gemisine saldırması üzerine sanal ortamda söylenen onca laf kalabalığına karşıt olarak ve bir kısım görüşe destek olarak; 'bütün devletler katildir' minvalinde; Camus'nun şu sözleri üşüşüyor aklıma:
"(...)Bugün kimse konuşmuyor( eski söylediklerini yineleyenlerden başka); çünkü dünyayı sürükleyen kör ve sağır güçler, öğütleri, haber vermeleri, yalvarıp yakarmaları dinleyeceğe benzemior. Şu son yıllarda gördüğüm bizde bir şeyi kırdı. Bu şey insanın güvenidir; o güven ki insanlığın dilini konuştuk mu bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırırdı bizi. Gözlerimizin önünde yalan söylediler, insanı küçülttüler, sürdüler, işkencelere soktular. İnsanlar arasında sürüp giden uzun diyalog bitti."